16 Mart 2013 Cumartesi


AYLARA GÖRE TÜKETİLMESİ GEREKEN BESİNLER-2


MART
Balık: Levrek, kalkan, kefal, tekir, midye.
Sebze: Ispanak, havuç, pırasa,kırmızı turp, brokoli.

Meyve: Elma, muz
Mart, yaza hazırlık ayıdır. Hafif beslenmeye ve diyet yapmaya başlamanın tam zamanıdır. Mart, aynı zamanda ilkbahara geçiş ayıdır. Bu nedenle hafif bir o kadar da direnç verici besinleri tüketmeye özen göstermek gerekir. Balık, ızgara et, sebze ve meyveler bol tüketilmeli.


NİSAN
Balık: Kalkan, kılıç, kırlangıç, tekir, barbunya, mercan, kayabalığı, midye.
Sebze: Taze soğan, tazesarımsak, kuşkonmaz,taze kekik, bakla, marul.
Meyve: Can erik

Bu ay sofranızdan eksik etmeyin:)

29 Ocak 2013 Salı


"...Volta vururken yalnız değilim...
 Bazen Reşit Fuat Baraner, bazen Dr. Hikmet Kıvılcımlı eşlik ediyor bana. Biraz güneş açınca Nazım Hikmet gelip oturuyor avlunun bir köşesine;bahtiyar. Ya da tahta iskemlesini çekmiş altına, Behice Boran'ı görüyorum avlunun bir diğer köşesinde;bacaklarını karnına çekmiş kitap okuyor. Ruhi Su'nun ise türkü söyleyen sesini duyuyorum. aziz nesin koğuşta beslediği tavuğunu çalıp yemesinler diye, avluya hep tavuğuyla çıkıyor. Hasan İzzettin Dinamo ise kedisi Sarman'ın yarasındaki kurtçukları temizliyor güneşin altında. Sabahattin Ali'nin yüzü hep gökyüzünde; belli denizi düşlüyor. Şiir yazıyor. Rıfat Ilgaz bir mahkuma alfabe öğretiyor. Yılmaz Güney cezaevinden yöneteceği filminin senaryosunda son değişiklikleri yapıyor. Can Yücel Adana Cezaevi'nde yazdığı şiirleri okuyor. Kemal Tahir, Orhan Kemal kıdemlilerimiz; ayaklarında tahta takunya var;Bursa Cezaevi hatırası. Atilla İlhan, Enver Gökçe biraz mahçuplar, işkenceye dayanamadıkları için. Dr. Şefik Hüsnü gelince Cibali'nin komünist tütün işçileri saygıyla ayağa kalkıyor. En saygılı olanlar ise maratonun en hızlı yüz metresini koşanlar; Deniz, Hüseyin, Yusuf. En gencimiz Erdal Eren...Ve unutulabilir mi; ilk voltayı Magosa zindanında atan Namık Kemal....
Ne çokuz....
150 yıldır volta atıyoruz bu toprakların cezaevlerinde; adı bazen Magosa zindanı, Bekirağa Bölüğü oluyor, bazen Sultanahmet, Selimiye ya da Metris, Mamak, Diyarbakır cezaevi...

Hepsi daha güzel bir dünyanın kurulacağına inandı. İnadın adı belli oldu. Boyun eğmemenin, başkaldırının sembolüydüler. "Acıyı bal eğlediler." Her türlü baskıya rağmen zarafeti elden yere düşürmediler. Şimdi birlikte volta vururken bana diyorlar ki; "Doğru bildiğini yazmanın, söylemenin adıdır; aydın olmak. Aramıza hoşgeldin" Bundan büyük ödül var mı?"...

SAMİZDAT/Soner YALÇIN




30 Ekim 2012 Salı




AYLARA GÖRE TÜKETİLMESİ GEREKEN BESİNLER, 
ALIŞVERİŞ LİSTENİZİ BUNA GÖRE YAPABİLİRSİNİZ!
EKİM
Balık: Palamut, lüfer, istavrit, barbunya, kılıç, mercan, sardalye, torik.
Sebze: Mantar, fındık, ceviz, ıspanak, yerelması, pırasa, lahana, kıvırcık salata, kırmızı turp, karnabahar, havuç.

Meyve: Armut, ceviz, üzüm,elma, greyfurt, mandalina, muz.

Bu ay sofranızdan eksik etmeyin:
Ekim ayında omega-3 içerikli cevizin tam zamanı. Cevizi bu aylarda bol bol tüketin. Ayrıca mantarlı nefisyemekler pişirebilirsiniz. Mantar, balık, et ve sebzelere çok yakışır. Mantarı ızgarada üzerine peynir serperek pişirip kahvaltıda da yiyebilirsiniz.

KASIM
Balık: Mezgit, ringa

Sebze: Balkabağı, kabak, lahana, kereviz, pırasa, yeralması, havuç, ıspanak, karnabahar, pazı.
Meyve: Ceviz, kestane, üzüm, elma,muz, mandalina, nar, armut, kivi, greyfurt, Trabzon hurması.

Bu ay sofranızdan eksik etmeyin:
Kasım ayında balkabağından bol bol yararlanın. Çorbası, tatlısı ve pastası ile nefis lezzetler hazırlayabilirsiniz. Balkabağını ayrıca etli sebze yemeklerine de ilave edebilirsiniz. İçerdiği bol betakaroten sayesinde kansere karşı etkili bir sebze.



 İSTANBUL'UN İLÇELERİ, SEMTLERİ


Çatalca, Tepecik, Hadımköy...hala İstanbul'da mı buralar?
Büyükçekmece,Selimpaşa, Kumburgaz, Silivri,  vb....onlar sanıyorum Tekirdağ'a verilecek:P

Küçükçekmece, Avcılar: konserve misali tıkıştırılmış...
Beylikdüzü, Güneşli: tarla, kırlık, çayırlık olarak hatırlıyorum, şehir olarak düşünemiyorum:)
Bahçeşehir, Başakşehir....eh işte zorlama...
Sultanbeyli/Samandıra/Taşdelen/Çavuşbaşı...Allah'ın unuttuğu yerler....Sultanbeyli'nin bir meydanı varmış eyvah eyvah dediydi bir amca..çok beğeniyo:P...yazık...:/
Çekmeköy/Dudullu/Ümraniye: Korku Tüneli...

Şile:yoz tatil...
Sultangazi:ilk kez duydum, bir yerle karışıyo sanki ama?:P
Merter: araya sıkışmış...
Ataköy: en son inşaat bitmemişti kaç parça oldu onu da kazılarda çıkaracaklar ileride Truva gibi...9-10-11....??
Gaziosmanpaşa.(öf çok uzun adı),
Bağcılar, Sefaköy kendilerini İstanbul'da sanırlar falan...
Esenler/Bayrampaşa: Korku Tüneli Avrupa
Kağıthane, Alibeyköy;çukurda...
Kemerburgaz, Göktürk, Uskumruköy, Zekeriyaköy: Ormanı delip içinde yaşamak...Maslak eklendi bir de onlara:P

Adalar: Haftasonları batacak diye korktuğum...yurdum insanının içine s..mak için yeniden keşfi...
Kartal/Yakacık: "kartal köprüsünde indirir misiniz?/bana hatırlat!...
Pendik-Kurtköy: giderek uzaklaşmak...
Üsküdar: daha önce neydi ki şimdi ne?Kız Kulesi olmasa yanmış bitmiş...Fethi Paşa Korusu diye bir yer var...simsiyah giysili insanlar gezio falan...sıkıcı, boğucu, muhafazakar, Salacak'ta maganda nefesi...pef...
Tuzla: çıktık artık İzmit'deyiz...

Kadıköy: giderek gereksiz kalabalık...aman sakın ha...
Moda: biraz nefes, sevimli sayfiye yeri...ama Ali Baba'nın önündeki kuyruk çok yapmacık, görmemişlik...
Ataşehir: aa değişti oranın adı duymadınız mı: Ağaoğlu oldu ya..aaaa!:p
Beşiktaş: Hala İstanbul ruhu olarak kalmayı başarmış evet şirindir bak...Balkan Lokantası'na uğrayın...
Ortaköy/Arnavutköy/Bebek/Emirgan/Yeniköy/İstinye/Tarabya: sosyete, varyete, kendini gösterme, sahilde gezi ve kahvaltı bölgesi...görmeyenin hatırı kaldığı yerler...Bu arada bir Arnavutköy daha varmış gerçeği..sahildeki çakmasıymış..yerini bilmiyorum:P
Sarıyer/Kilyos/Beykoz: İstanbul'daki Karadenizliler'in Bölgeleri..:P...yalansa yalan de...:P
Fatih: İran-Afganistan temsilcisi

Eminönü/Sirkeci/Sultanahmet: Tarihi yarım ada..orası olmasa gezmeye gelmez turist falan gibisinden...
Maltepe: kendini sanır Bostancı...ÖÖff...
İdealtepe: Herry Outlet....
Topkapı/Cevizli/Zeytinburnu: tramvayla gitmeyi biliyorum evet...
Çağlayan: Allah düşürmesin...içine başka şehir kurdular da...
Esenyurt: bu da nerden çıktı?
Şişli/Harbiye/Nişantaşı: buralar da olmasa bir olayı olmaz sanırsam şehrin...
Beyoğlu/Taksim: Kozmopolitan, metropolitan, akla hayale gelmeyen her şey demek buralar...
Cihangir:Çok özel ve tüzel bir semttir kendisi, yere göğe koyamayız yani...
Eyüp, Balat, Fener: Kültür Turları
Ayaspaşa, Gümüşsuyu: yaşanabilir İstanbul dokusu:)
Kuzguncuk, Beylerbeyi,Çengelköy, Kanlıca, Anadolu Hisarı, Kavacık...buralarda evin varsa evet hem İstanbul'dasın hem de sevimli bir mahallen var:)

OOOOfffffffff say say bitmio bre....devam edebilirsiniz valla bu kadar:)







8 Ekim 2012 Pazartesi


 SONBAHAR'DAN KIŞ'A GEÇERKEN SAĞLIKLI BESLENME TÜYOLARI:

 1- Sabah kahvaltısına salata mı?
     1 salatalık, 1 kırmızı biber, 1 tutam maydanoz, 1 tutam dereotu, 1 tutam taze nane, bir kaç tane zeytin, küp kesilmiş herhangi bir peynir, ceviz, bir tutam keten tohumu, az biraz zeytinyağı ekle, doğra, karıştır...kahvaltındır kendisi...

2- Bağırsaklarım çalışsın:
    3er tane kuru incir, kuru erik, kuru kayısı (güneşte kurumuş), bir çay kaşığı keten tohumu bir tatlı kaşığı zeytinyağı...kuru meyveleri bir bardak suda kaynatıyoruz..sonra tüm malzemeyi blendırdan geçiriyoruz. reçel kıvamında oluyor, her sabah bir tatlı kaşığı+üzerine bir bardak su...
    ya da 2-3 tane taze incir ye üzerine bir bardak su...
    ya da küp kesilmiş bir armut+biraz ceviz+bir tatlı kaşığı bal karıştır kaşıkla bakalım neler oluyor:)

3-Çantamızda küçük kilitli poşetlerde badem, fındık, ceviz, kuru erik bulunduruyoruz, acıkınca hüpletiyoruz...Cevizin tam zamanı...

4-Bol bol yoğurt yiyoruz ama mümkünse ennn doğalından...hatta ev yoğurdu...

5-Armut, muz, elma ve mandalina zamanı hem de tam zamanı...

6-Palamutun en yağlı olduğu ay Ekim...yakalayın...

7-Atıştırmalıklar: 1-Kepekli lavaş alıyoruz (organikleri de var) kare ya da üçgen kesiyoruz, bir kapta göz kararı zeytinyağı, kimyon, nane, kekik karabiber, kırmızıbiber,tuz,varsa biberiye vb. baharatları lavaşlara ekliyoruz her tarafına bulaşacak şekilde karıştırıyoruz.(çok yağlı olmayacak)...fırın tepsisine yayıyoruz fazla üst üste gelmesin...fırında kıtır olana kadar pişiriyoruz...200derecede 20 dk.da falan oluyor...herkesin fırını kendine:)

8-Atıştırmalıklar: 2-Kaşar peynirini kare, üçgen vb. kesiyoruz, üzerlerine kahve serpiyoruz bildiğin Türk kahvesi, sonra da kaşığın ucuyla bal gezdiriyoruz...kıtır ekmeklerle ya da galetayla ya da tek başına...bir dene konuşalım:).....(byrefikabirgül)

9-Her gün mutlaka bir fincan yeşilçay...poşet değil yalnız baya zahmet edip aktardan alınacak,içine karanfil atılacak...:)ööle seveceksin çünkü 2 fincan olacak:)

10-TATLI: Çooook kolay ve de lezzetli...(bu çok bilinen bir laf evet ama yap ye sonra sööle):)

  Limon Kreması: 2limon, 2 yumurta sarısı, 1 bardak toz şeker, 100gr.tereyağı, 1 kaşık nişasta
  Limonların kabuklarını rendeliyoruz, sularını sıkıyoruz, şekeri ve yumurta sarılarını ekliyoruz, çırpıyoruz,nişastayı da ekleyip muhallebi kıvamı alana kadar karıştırarak pişiriyoruz...Bu kremayı 2-4 hafta buzdolabında saklayabiliyoruz tüm pasta, tart ve tatlılara kullanabiliriz...

   Tatlı için: 1 paket yulaflı bisküvi(burçak vb...)+herhangi bir meyve(özellikle yaz meyveleri favorim çilek, ahududu,şeftali vb.. bombadır)+1 paket labne peyniri+2kaşık pudra şekeri+bir fincan süt

Bisküviyi rondada ya da kırarak ezerek inceltiyoruz unlu bir hale gelecek. Küçük sufle kaplarına, Fincanlara ve ya bardaklara olabilir paylaştırıyoruz. Üzerine hazırladığımız limon kremasından birer kaşık koyup fincanı/bardağı sallayarak yayıyoruz...labne peyniri, süt ve pudra şekerini çırparak krema kıvamına getiriyoruz.Bunu da kaşıkla paylaştırıyoruz kaplara...3 kat oldu...
seçtiğimiz meyveyi eziyoruz püre kıvamına getiriyoruz (ekşiliğine göre pudra şekeri ile tatlandırabiliriz)en üste de meyve püresinden paylaştırıp haydi buzdolabına bir kaç saat soğusun...afiyet olsun:)

Not: bu tatlının değişik hali de şöyle yeni denedim evdeki malzemeye göre: (limon kreması yok)
 mesela labneli karışıma elma rendeledim...üzerine muz dilimledim ve de tarçın serptim...kış meyveli oldu:)
 
   
   

30 Eylül 2012 Pazar


 Bana göre izlenmesi gereken filmler:50 tane benden
(üçlemeler/dörtlemeler hariç yalnız o zaman 50yi geçer:)...:P

1-Bu yıl nihayet tüm zamanların en iyi filmi seçilen VERTİGO/Alfred Hitchcock
2-The FALL/Tharsem SINGH
3-IMMORTALS/Tharsem SINGH
4-CHOCOLAT/Lasse HALLSTRÖM
4-PERFUME:The story of murderer/Tom TYKWER
5-The ISLAND/Michael BAY
6-AVATAR/James CAMERON
7-ULAK/Çağan IRMAK
8-The BIRDS/Alfred Hitchcock
9-The PIANIST/Roman POLANSKI
10-Shawshank Redemption(Esaretin Bedeli)/Frank Darabont

11- V-for Vendetta/James Mc Teigue
12-Fight Club/David Fincher
13-The Matrix I-II-III / Wachowski Brothers
14-Lord of the RingsI-II-III/Peter Jackson
15-Forrest Gump/Robert Zemeckis
16-Amelié/Jean-Pierre Jeunet
17-The Artist-Michael Hazanavicius
18-Mine Vaganti/Ferzan Özpetek
19-Titanic/James Cameron
20-Prince of Persia: The Sands of Time

21-Clash of the Titans/Louis Leterrier

22-Wrath of the Titans/Jonathan Liebesman
23-Underground/Emir Kusturica
24-Fargo/Joel Coen
25-Mediterraneo/Gabriele Salvatores
26-Inception/Christopher Nolan
27-Leon/Luc Besson
28-Memento/Christopher Nolan
29-American History X/Tony Caye
30-Modern Times/Charlie Chaplin

31-Slumdag Millionere/Danny Boyle

32-Prestige/Christopher Nolan
33-Gladiator/Ridley Scott
34-The Green Mile/Frank Darabont
35-The Devil's Advocate/Taylor Hackford
36-Pirates of Carabian 1-2-3-4/Jerry Bruckheimer
37-The Others/Alejandro Amenabar
38-Truman Show/Peter Weir
39-Spartacus/Stanley Cubrick
40-Artificial Intelligence/Steven Spielberg/(fikir:Stanley Cubrick)

41-Ice Age-1-2-3-4/20th Century Fox

42-Up/Disney-Pixar
43-Finding Nemo-Disney-Pixar
44-Avengers/Joss Whedon
45-Persepolis/Vincent Paronnaud-Marjane Satrapi
46-Robin Hood/Ridley Scott
47-Robin Hood/Kevin Reynolds
48-The Hunger Games-Gary Ross(kitaplarını okuduysan ancak!)
49-The Schindler's List/Steven Spielberg
50-Rain Man/Barry Levinson





 "Bu topraklar dedelerimizden miras kaldı, onları çocuklarımızdan ödünç aldık."

"Washington'daki büyük başkan topraklarımız satın almak istediğini bildiren bir haber yollamış. Dostluktan söz etmiş büyük başkan...Ama biz sizin bizim dostluğumuza ihtiyacınız olmadığını biliriz.
Biz onun istediğini düşüneceğiz, zira eğer satmaya razı olmazsak, belki o zaman da beyaz adam tüfeğiyle gelecek ve bizim topraklarımızı zorla alacaktır. 
Gökyüzünü nasıl satın alabilirsiniz? Ya da satabilirsiniz? Ya toprağın sıcaklığını?
Havanın taze kokusuna, suyun pırıltısına, sahip olmayan biri onu nasıl satabilir?
Kutsaldır bu topraklar benim ve milletim için...
Yağmur sonrası ışıldayan her çam yaprağı,
Denizi kucaklayan kumsallar,
Karanlık ormanların koynundaki sis,
Vızıldayan her böcek,
Bu dünyanın her bir parçası milletim için kutsaldır. Ve bilin ki: Kızılderili adamın anıları ağaçların özsuyunda saklıdır.

Beyazların ölüleri, yıldızların altından geçmek için uzaklara giderken doğdukları toprakları unuturlar. Fakat bizim ölülerimiz bu büyülü dünyayı hiçbir zaman unutmazlar.

Çünkü toprak bizim anamızdır.Biz bu toprakların bir parçasıyız. Onlar da bizden birer parçadırlar.O güzel kokan çiçekler bizim kız kardeşlerimizdir,Geyik, at ve büyük kartal  da erkek kardeşlerimiz...


Yüksek kayalıklar, yeşil çayırlar, 

ılık sıcak vücutlarıyla taylar ve insanlar,

Hepsi bizim ailemizdir.

Washington’daki büyük başkan bizden topraklarımızı istediği  zaman bütün bunları da istiyor.

O bizden çok şey istiyor.

Büyük başkan bize bir yer vereceğini ve bizim orada rahatça yaşayabileceğimizi haber veriyor.O bizim babamız, biz de onun çocukları olacakmışız!Büyük ruh milletimizi sever, fakat kızılderili çocuklarını terk etti.


Şimdi size makinalar yolluyor sizin için büyük köyler yapacak.

Ve, beklenmedik yağmurlar sonrası ırmaklar nasıl Yataklarından taşarlarsa siz de çok geçmeden bu Toprakları dolduracak, her tarafa taşacaksınız.Bizler yetim kaldık...

Bileseniz ki...

Derelerin ve ırmakların içinden gerçekten pırıldayan Sular, yalnızca bu değildir.

Atalarımızın kanlarıdır onlar Size bu toprakları sattığımız zaman, bilesiniz ki onlar kutsaldır. 

Sizin çocuklarınız da öğrenmelidir onların kutsal olduklarını,Ve .... göllerin berrak sularında oynaşan her yansının,Benim milletime ait masalları, hikayeleri anlatmakta olduklarını...

Benim atalarımın sesleridir sularda şakırdayan sesler,

Bunları hatırınızda tutun ve çocuklarımıza öğretin,Esirgemeyin iyiliğinizi ırmaklardan ve diğer kardeşlerimizden.

Babalarının mezarını geride bırakır beyaz adam,Onu elde ettikten sonra ilerilere gider.


Toprak onun kardeşi değil düşmanıdır.Babalarının mezarlarını ve çocuklarının doğum hakkını çabucak unutur.Annesi olan toprak ve kardeşi olan gökyüzü, satılacak,Talan edilecek şeylerdir onun için,Ya da  koyunlar, parıldayan inciler gibi satın alınacak...


O toprağı çocuklarından çalar ve gene ilgilenmez.

Açlığın, dünyayı sarsacak beyaz adam Ve ardında çölden başka bir şey kalmayacak! 

Beyazların şehirlerinde sessizlik yoktur.Oralarda ilkbahar yapraklarının sesini, uçuşan böceklerin Vızıltılarını işitemezsiniz.

Gürültü, patırtı kulaklarımızda uğuldar.Kuşların ötüşünü, su başında kurbağaların bağrışlarını İşitemezsen bu dünyada ne kalır ki?


Kızılderili adam vahşidir, sizin şehirlerinizi anlamaz.


O, bir gölün üstünden geçen rüzgarın mülayım gürültüsünü sever.

Öğleyin yağan yağmurun temizliği, taze çam Yapraklarının ağırlaştırdığı rüzgar kokusundan hoşlanır.

Kızıl adam için hava kıymetlidir; çünkü hayvan, ağaç ve insan, hepsi aynı solunumdan pay alır.


Beyaz adam teneffüs ettiği havanın farkından değilmiş sanki,Birkaç gün önce ölen bir insanın kötü kokuları duymayışı gibi....


Eğer topraklarımızı size satarsak, onu mübarek bir şey olarak değerlendirmeli, çayır çiçeklerinin üzerinden geçen rüzgarın, onun kokusuyla nasıl tatlı koktuğunu duymalısınız.


Topraklarımızı satma konusunda daha düşüneceğiz.Eğer buna karar verirsek bir şartımız olacak;Beyaz adam topraklarımızdaki hayvanlara kardeşleri gibi muamele etmelidir.Ben bir vahşiyim ve başka türlüsünü anlayamam.


Demir at (lokomatif), öldürüp çürümeye bıraktığınız,binlerce  Buffalo’dan nasıl daha kıymetli  olabilir?

Hayvanlar insanları bıraksa,İnsanlar ruhlarının yalnızlığından ölmez mi?Hayvanların başına gelen, oğullarının da başına gelecektir.


Toprağın başına gelen, oğullarının da başına gelecektir.Toprak bizim anamızdır.İnsanlar toprağa tükürürlerse kendi yüzlerine tükürmüş olurlar.


Toprak insana değil, insan toprağa aittir.İnsan hayat dokusunun içindeki bir liftir sadece...”Beyaz adam neyi satın almak istiyor?Gökyüzü ve toprakların sıcaklığını mı?Koşan antilopların çabukluğu mu?


Biz  kağıt parçasını imzalayıp verdiğimiz için her şeyi yapabileceğini mi zanneder beyaz adam?


Havanın taze kokusuna, suyun pırıltısına sahip değilsek,bunu nasıl satabiliriz size?Son buffalo da öldüğünde onları yeniden geriye satın alabilir misiniz?


Beyaz adam geçici bir iktidardadır ve o kendisini bütün dünyanın kendisine ait olduğu, Tanrı sanmaktadır.Bir insan annesine sahip olabilir mi?Günlerimizin geri kalan kısmını nerede geçireceğimiz  önemli değil.


Çocuklarımızın babalarını gururları kırılmış ve yenilmiş gördüler.Savaşçılarımız utandırıldılar, yenilgiden sonra günleri miskince geçirdiler. Vücutlarını tatlı yemekler ve kuvvetli içkilerle zehirlediler.


Birkaç kış ömrümüzün kaldığı bu topraklarda yakında matemimizi tutacak bir tek kişi bile kalmayacak ana niye ağlayayım?İnsanlar denizdeki dalgalar gibi gelip geçerler.


Biz gidiyoruz ama beyaz adamın da bir gün keşfedeceği şeyi şimdiden biliyoruz.Bizim Tanrımız da aynı Tanrıdır.


Sizler belki bizim topraklarımıza sahip olduğunuzu düşündüğünüz gibi, Ona da sahip olacağınızı düşünüyorsunuz, fakat buna muktedir olamayacaksınız.O insanların Tanrısıdır, kızılderililerin de,  beyazların da...


Bu topraklar O’nun için kıymetlidir. Onları yaralamak onların yaracısını hor görmek demektir.


Beyazlar  da bir gün bu topraklardan, bu dünyadan gidecektir.  


Belki de bütün ırklardan da çabuk...Yataklarınızı zehirlemeye devam edin!Ve bir gece kendi çöplerinizin içinde boğulacaksınız!


Bütün buffalolar öldürüldükten, bayan atları ehlileştirildikten, ormanların en gizli köşeleri binlerce insanın ağır konuşan tellerle kirletildikten sonra...Bir bakacaksınız ki...


Gökteki kartallar yok olmuş...Hızlı koşan taya ve ava elveda demişsiniz.Bu ne demektir biliyor musunuz?Bu, yaşamın sonu ve sırf daha fazla hayatta kalmanın başlangıcıdır!


Biz, hey şeyden önce her insanın isteği gibi yaşama hakkını tanır ve sayarız.


Eğer teklifinizi kabul edersek bu sadece yeni toprakları güvenlik altına almak için olacaktır.


Belki orada kısa günlerimizi kendi alıştığımız şekilde geçirebileceğiz.


Son kızılderili bu dünyadan gittiği ve onun hatırası,Yalnız bur bulutun sonsuz çayırların üzerindeki gölgesi olarak kaldığı zaman, babalarımızın ruhu bu kıyılarda ve ormanlarda yaşamaya devam edecektir. 


Çünkü onlar bu toprakları seviyorlardı.Yeni doğan bir çocuğun annesinin kalbinin atışını sevdiği gibi...


Size bu toprakları sattığımız zaman, siz de onları bizim sevdiğimiz gibi seviniz,


Onlarla bizim ilgilendiğimiz gibi ilgileniniz.Onları bugün bulduğumuz gibi hatırlayınız.


Ve bütün kuvvetinizle, ruhunuzla ve kalbinizle onları çocuklarınız için koruyunuz.


Ve Tanrı’nın hepimizi sevdiği gibi siz de onları seviniz..."


Kızılderili Reisi Seattle/1853........A.B.D. Başkanı Franklin Pierca'ya yazdığı mektup.